This story deliberately recycles the vocabulary and grammar from the previous workbooks. Read slowly and notice how much you already understand.
Morning at the hotel
Günaydın! Ben Anna. Ben öğrenciyim ve Türkçe öğreniyorum. Bugün İstanbul'dayım. Saat sekiz. Oteldeyim. Odam küçük ama güzel. Masada telefon, anahtar, pasaport, bilet, defter ve kalem var. Çantam sandalyede, bavulum kapının yanında. Pencereden dışarı bakıyorum. Hava iyi. Yağmur yok.
Breakfast
Kahvaltı için aşağı gidiyorum. Kafede ekmek, peynir, elma, çay, kahve ve su var. "Türk kahvesi var mı?" diye soruyorum. "Evet, var," diyorlar. "Bir Türk kahvesi ve bir su, lütfen." Kahve çok güzel. Acı değil. "Bu ne kadar?" diye soruyorum. Hesap yirmi beş lira. Kartla ödüyorum çünkü nakit yok.
Going to the bus stop
Saat dokuz buçuk. Otelden çıkıyorum. Otobüs durağı yakın mı? Bilmiyorum. Bir kadına, "Pardon, otobüs nerede?" diye soruyorum. "O durak değil. Durak şu tarafta, düz ve sonra sağ," diyor. "Teşekkür ederim." - "Rica ederim."
At the bus stop
Durakta üç kişi var. İki öğrenci ve bir öğretmen otobüs bekliyor. "Bu otobüs okula gidiyor mu?" diye soruyorum. "Evet, gidiyor," diyor öğretmen. Otobüs geliyor. Hepimiz biniyoruz. Ben pencerenin yanında oturuyorum. Çantada telefon var mı diye bakıyorum. Evet, var. Pasaport da var. Bilet de var.
At school
Saat onu çeyrek geçiyor. Okuldayım. Öğretmen tahtaya yazıyor. Biz defterlerimize yazıyoruz. Öğretmen bir kitap gösteriyor: "Bu ne?" "Bu kitap," diyoruz. Sonra bir fotoğraf gösteriyor: "Bu kim?" "Bu Deniz mi?" diye soruyorum. "Hayır, Deniz değil. Bu Mert," diyor.
Lunch with Deniz
Öğlen arkadaşım Deniz ile kafeye gidiyoruz. Deniz öğretmen değil, o da öğrenci. "Çorba var mı?" diye soruyor. "Hayır, çorba yok." "Ekmek ve peynir var mı?" "Evet, var." Ben çay içiyorum, Deniz su içiyor. İki elma da alıyoruz. "Bu pahalı mı?" diye soruyorum. "Hayır, pahalı değil," diyor Deniz.
At the park
Sonra parka gidiyoruz. Parkta masalar, sandalyeler ve insanlar var. Bir çocuk kitap okuyor. İki arkadaş kahve içiyor. Bir kadın telefonla konuşuyor. Deniz fotoğraf çekiyor, ben Türkçe defterime yazıyorum. Saat üç buçuk. "Yorgun musun?" diye soruyor Deniz. "Evet, biraz yorgunum ama iyiyim," diyorum.
Back at the hotel
Akşam metroya gidiyorum. Metro uzak değil. Otelden metroya yürümek kolay. Saat altıya çeyrek var. Otelde tekrar çantama bakıyorum. Anahtar var, kart var, para var ama gözlük yok. "Gözlüğüm nerede?" Bilmiyorum. Masaya bakıyorum: yok. Bavula bakıyorum: yok. Sonra ceketimin cebine bakıyorum. Gözlük burada! Çok mutluyum.
Saat on bir. Telefon masada, ayakkabılar kapının yanında, çanta sandalyede. Yarın yine Türkçe öğreniyorum. Şimdi çok yorgunum. İyi geceler!